090

joined 1 day ago
 
2
submitted 12 hours ago* (last edited 12 hours ago) by 090@lemmy.world to c/turkey@lemmy.world
 

30-40 yıl şirketini büyütmüşsün 10 milyon dolar değere gelmiş şirket, hala çalışıyorsun. Bir sabah uyanıyorsun bazı haberler çıkıyor oyunlarını sattığın platformların yasaklanmasıyla alakalı, muhalefete bakıyorsun onlar da rezalet bir yasa tasarısı sunuyor. Potansiyel olarak müşterilerinin %30'unu kaybetme ihtimalin var falan. Gerçekten yasaklanırsa zaten legal olarak yasaklı platforma nasıl oyun geliştirebilirler onu bilmiyorum bile. 50-500 çalışanlı şirketi de nasıl yurtdışına taşıyacaksın

Borsada halka açık bir hissesi falan olmadığı için talewords'ün değerini göremiyoruz ama reel olarak %30-40 değer kaybettiler muhtemelen 1 günde sırf bunlar tartışıldığı için. Bu ülkenin cahilliği inanılmaz. Napsın bu adam satamaz muhtemelen şu an şirketi :D

Neyse bence yasaklamazlar. Lobicilik falan yaparlar milyon dolarlık şirketler var Türkiye'de. Ama bu konuların tartışılması bile inanılmaz

 
 

https://x.com/t24comtr/status/2020039828218524154 Epsteinle ilgili haberlere erişim yasağı getirildi. Nerde? Türkiye de. Şeytanla iş tutanlar bunu gizlemeye çalışıyor. Neden?

 

Geç dönem (1908) Osmanlı Türkçesi örneği: "Tencere yuvarlandı kapağını buldu"

Mızancı Murad olarak da bilinen Dağistanlı Mehmed Murad Bey 1854 yılında Dağıstan'da doğmuş bir tarihçi, siyasetçi, gazeteci ve tiyatro yazarıdır. Kendisi II. Abdülhamid dönemi mutlak monarşiye, İttihat ve Terakki döneminde ise İttihât ve Terakkiye muhalefet etmiş ve hayatı boyunca 12 Türkçe ve 3 Fransızca eser kaleme almıştır. Aralarında Ebulfaruk tarihi, Tarih-i İslam ve Tarih-i Umumi gibi önemli eserler bulunmaktadır. Kendisi batılaşma, İslamcılık ve Türkçülük arasında bir orta yol bulmaya çalışmıştır. "Tencere yuvarlandı kapağını buldu" adlı tiyatro eseri 1908 yılında yayınlamıştır ve evlilikte yanlış kriterler ve gençlere dayatılan yanlış adayları konu almaktadır.

TENCERE YUVARLANDI KAPAĞINI BULDU

Birinci Perde

Levanın Hanesi

Birinci Tablo

Mösyö ve Madam Levan

MADAM - Şükür yetiştirene. İşte bir tanecik kızımız sevgili Mariciğimiz, yirmi birine geldi; zengin ve mu’teber adama söz kesildi. Artık bahtımız yerinde demektir.

MÖSYÖ- Dur bakalım sevgilim, daha her şey bitmiş sayılmaz. Mari nişanlısını henüz görmedi bile.

MADAM- Boş lakırdı! Mari nişanlısını görüp ne yapacak? Kız kısmınişanlısını gelin odasında görüp öğrenir. Yoksa sende mi şimdiki yeni usulce gitmek istersin.

MÖSYÖ- Yeni veya eski usulden haberim yoktur. Dünyada dâimî bir usul vardır ki, bir iş alâkası olana sormak lazım gelir. Bunda dahi Mari en çok alâkadardır sanıyorum. Marimizin nişanlısını görüp kendisinin de bu intihabımızdan memnûn olduğunu anlamak isterim. İşte o vakit yüreğimde daha büyük bir saâdet hissetmiş olurum.

MADAM- Daha neler? Mümkün değil sen bu hayalperestlikten kurtulamazsın. Zaten bir şeye aklın ermez ya! Yetişmiş olan bir kıza koca lakırdısıkâfidir. Kocaya varacağım sevinci başka düşüncelere meydan bırakmaz. Onlara meydan açılıncaya kadar iş olmuş bitmiş olur. Böyle şeyleri siz bilmezsiniz, biz biliriz.

MÖSYÖ- Sen bilirsin güzelim. Şayet Mari beğenmeyecek olursa inatçıdır, güç olur demek istiyorum.

MADAM- Sen bugün Allah’ı seversen her şeyi ters görmeye mi niyet ettin? Böyle şeylere aklınız ermez dedim a, kâfidir. Hem de Mösyö Ernest’in beğenilmeyecek nesi var? Rütbeli, nişanlı zengin babası var. Baron ailesinden çıkmış anası var. Babası bugün olmazsa yarın vükelâlık mesnedine çıkacak. Anasının salonu ise şehrimizin en mu’teberlerindendir.

MÖSYÖ- Sen yavrum anasının babasının faziletlerinden bahsediyorsun. Oğullarını unutuyorsun.

MADAM- Aman of! Senin artık hiç çekilecek hâlin kalmamış. A canım. Anası babası başka, oğulları başka olur mu? Anası babası ne ise oğulları da o demektir. Yarın babası gözlerini kapayıverince, Mösyö Ernest elli bin frank irada konacak demektir. Hem de gözlerini kapamazdan evvel şüphesiz oğlunu daha birkaç rütbe ve nişana ve birkaç bin frank maaşa nail edecektir. Anasının mirası ise saati gelince babasınınkinden aşağı kalmaz.

MÖSYÖ- Para ve rütbe mes’eleleri başka. Bilirsin ki Mari onlara o kadar ehemmiyet vermez. Benim endişem Mösyö Ernest’in kendisi içindir.

MADAM- Mösyö Ernest’in ne kusuru varmış?

MÖSYÖ- Mari akıllı ve okumuş bir kızdır. Mösyö Ernest ise mektepte üç sene terfîi sınıf edemediği için çıkarılmıştır.

MADAM - Hele şunun sahte düşüncelerine bak. A benim ukalâ dümbeleği zevcem. Tahsîl ve şehâdetnâme, memuriyet alıp ilerlemekten başka ne işe yarar? Söyle cevap ver bakalım. Mösyö Ernest de kendi yaşındakilere göre rütbe, nişan, maaş, istikbâl itibariyle nesi eksik? Buna da cevap ver.

MÖSYÖ- Bunlar baba sayesidir. Bakalım Mari bunlara i’tibâr: eder mi?

MADAM- Böyle şeylerden seninle bahseden ben de epeyce budala imişim ya! Ben senin maksadını anladım. Sen hâlâ şu Vayan çapkınını düşünüyorsun. Mademki onu o kadar istiyorsun işini öyle yüzüne gözüne neye bulaştırdın? Herkes çalar çırpar ama Vayan çapkınının babası gibi rast gelen müfettişin eline ipin uçlarını vermez. Bir bakıma böyle olduğu isbet olmuş a. Çünkü ne yapıp kandırıp sen Mari’yi o herife verecektin.

MÖSYÖ -Fena mı olurdu?

MADAM- Fena olurdu ya! Hem de pek fena! Herif babasının hazırladığı güzel memuriyeti reddetmiş. Memurluk ve mühendislik ile geçinecekmiş. Ne yapayım öyle formasız, nişansız erkeği. Erkek dediğin i’tibârlı olur. Resmi günlerde kılıç kuşanıp sırmalı esbaplarını giyer. Senin istediğin budala ise böyle şeylerden mahrûm olduktan başka “ Artık babama bâr olmak istemem” diyerek babasının paraca ve başka şeyce olan muâvenetini bile kabul etmiyor imiş. Bunlar artık küfrân-ı nimettir. Oh, oh! Hakikaten böyle olduğu pek isâbet olmuş.

MÖSYÖ- Canım ben de başka bir şey söylemiyorum. Yalnız Mari’nin haz edip etmeyeceğini merak ediyorum.

MADAM- Öyle ise sen karışma. İşi bana bırak. Ben şimdi Mari’yi çağırıp anlatacağım. Sen de bizi yalnız bırak. İşine git. Yahut dur. Şuraya otur da yalandan gazete oku. Hiçbir harf söylemeyeceksin, varlığını hiç belli etmeyeceksin, kadınların ne kadar erkeklerin üstünde olduklarını anla da ibret al.

T.C İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ TENCERE YUVARLANDI KAPAĞINI BULDU (Metin, Sözlük ve Söz Varlığı İncelemesi) Funda ERİKLİ 155160108 Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa ULUÇAY İSTANBUL- 2018

3
submitted 12 hours ago* (last edited 12 hours ago) by 090@lemmy.world to c/turkey@lemmy.world
 

Evet birçok olay yaşanıyor ve anlamanız olağan olmalı (ki anlamayanlar var), bunların tümüne dolaylı ya da doğrudan bilerek neden olunuyor. Bunun bilincinde olan bir öğrenciyim. Ekonomik şartlarım ahım şahım değil, elimden de öyle her şey ya da her iş gelmiyor.

Bunları anlatmamın nedeni, ülkesel ve bireysel olarak daha önemli sorunlarımızın olduğunun bilincinde olduğumu anlamanız. Yargılayacaksanız bunun farkında olun diye anlattım yani

Ben kendi çapımda bir yazarım/ozanım. Ve dilimin özlüğüne bayağı bayağı dikkat eden biriyim. Ancak ben "Her sözcük Türkçe kökenli olmalı!" diye saçma bir amaç doğrultusunda bunu yapmıyorum ya da yaymak istemiyorum. Benim istediğim şey, bir sözcüğün Türkçe kökenlisi varken gidip özellikle yabancı kökenlisinin kullanılmasına engel olmak. Kimileri çok havalı olduğunu düşünüp bu yanlışa düşüyor, kimileri (oldukça anlaşılabilir ve doğaldır ki) öyle alıştığı için bu biçimde konuşuyor.

Zamanında dilimizin, yabancı dillerin yok edici etkisinden kurtarılması için çokça iş yapılmış. En bilinenleri; TDK'nin kuruluşu, Atatürk'ün Geometri kitabı ve yine Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerinde ki girişimlerdir. Tabii bu dediklerim Türkiye içindi.

Bunların yanı sıra geçen bir yerde Kazakistan Türkçesinde kimi elementlerin adının Türkiye Türkçesinden ayrımlı olduğunu gördüm.

Örn: "Oksijen" yerine "Оттегі/Ottegi" (Ot/Od-Tegi) ya da "Hidrojen" yerine "Сутегі/Swtegi" (Su-Tegi) denilmesi. Zamanında böyle yerelleştirmeler Kazakistan'da yapılmış, aynı Türkiyede ki kimi yerelleştirmeler gibi.

Bunun tam tersi bir bölümü de var ki Türkiye Türkçesinde ki birçok yerelleştirme diğer lehçelerde yapılmamış. Bunu birçok yerde görmeme karşın yalnız şu usumda kalmış, bir Azerbaycan Türkünün yorumuydu. "...çox emosionaldim..." yazmıştı. Yani "...çok duygulandım..."

"Duy+" eylemine "-ku/-gu" eki Türkiye Türkçesi ile getirilerek oluşturulmuş bir sözcük olduğu için diğer Türk lehçelerine, Sovyetler yüzünden büyük olasılıkla, yansımamış. Çok geniş bir coğrafya ve Bolşevik etkenleri olunca doğal oluyor ister istemez...

(Son verdiğim bilgilerde yanlışlarım olabilir kusuruma bakmayın.)

Ben; atamın yaptığı ve öğütlediği, işimin ve benliğimin gerektirdiği gibi dilimin gelişmesi için uğraşıyorum. Tüm olanaklarımla öz Türkçe sözcükleri kullanmaya özen gösteriyorum ve buna karşı çıkıp, türlü türlü söz söyleyip, olumsuz yanıt veren bir çok kişiyle karşılaşıyorum. Buraya içimi dökmek istedim. Benim amacım dilimi olumlu bir biçimde yalınlaştırmak. Yani bir sözcüğün Türkçe kökenli bir biçimi varsa onu kullanmak, yoksa türetmeye çalışmak. Tüm bu uğraşlar boşaysa da o sözcüğü kabullenmek. Bu işlemlerin yanı sıra sözcüğün kullanımının yaygınlığına dikkat etmek.

Buraya kadar okuyan (ya da okumayan, açıkçası canı sağolsun), tarafsız ve saygılı olan herkese esenlikler dilerim...

[–] 090@lemmy.world 4 points 1 day ago (1 children)

Reddit zaten kapatılmamak için böyle bir karar aldı. Türkiyede 1 milyondan fazla türk kullanıcısı bulunan sosyal medya platformlarına temsilci şeysini yapmasını zorunlu kılındı. Eğer reddit yapmasaydı kapatılırdı. Yani direk o 1 milyon kullanıcı silinirdi. Mecburen temsilci açtı ve verileri vermeyi kabul etti.

[–] 090@lemmy.world 1 points 1 day ago (2 children)

Sen r/gizlilik in admini misin?

[–] 090@lemmy.world 3 points 1 day ago

Hay apoyu sikeyim bu soruyu bekliyordum. Tabikide. Hatta redditin eski halinden bile çok.

 
[–] 090@lemmy.world 2 points 1 day ago

Nostr düşündüm başta ama lemmy olması reddite benzerliğinden dolayı daha iyi gibi geldi